İran, ABD ve İsrail ile çatışmada Hürmüz Boğazı’nı kullanarak küresel enerji piyasalarında arz şoku yaratıyor. Bu strateji, yeni riskleri beraberinde getiriyor.
İran, ABD ve İsrail ile süren çatışmada Hürmüz Boğazı’nı yeni bir stratejiyle kullanıyor. Boğaz’daki enerji akışının kesintiye uğraması, küresel piyasalarda arz şoku yaratarak petrol fiyatlarını yükseltiyor. Bu durum, Tahran yönetiminin savaşın maliyetini küresel ölçekte yayma hedefi taşıdığını ortaya koyuyor.
Bu strateji, İran’ın klasik bir abluka yerine kontrollü bir baskı uyguladığını gösteriyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın “savaş bitecek” açıklamalarına rağmen petrol fiyatlarının yükselmesi, piyasaların sadece askeri gelişmeleri değil, Hürmüz’deki akışın ritmini de fiyatladığını ortaya koyuyor.
Ancak bu yaklaşım tek yönlü işlemiyor. Enerji akışı üzerinden kurulan baskı, İran’ın bölge ülkeleriyle ilişkilerini geriyor ve Körfez’deki güvenlik dengelerini sertleştiriyor. Hürmüz’den geçemeyen her tanker, bölgesel ve küresel ekonomiyi yeniden şekillendiren bir sürecin parçası haline geliyor.
Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Bilgehan Alagöz, İran’ın Hürmüz üzerinden yürüttüğü stratejinin sahadaki askeri denklemin doğrudan bir sonucu olduğunu belirtiyor. Alagöz, geçen yıl yaşanan ve “12 Gün Savaşı” olarak anılan süreçten sonra Tahran yönetiminin işgalci İsrail’e doğrudan saldırılarla caydırıcılık üretemediğini vurguluyor.
Bu nedenle İran, savaşın maliyetini bölgeye ve küresel ekonomiye yayarak baskı kurma yoluna gitti. Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri’nin hedef alınması, İbrahim Anlaşmaları sonrası İsrail ile kurulan ilişkilerle doğrudan bağlantılı. Alagöz, İran’ın Körfez ülkeleri üzerinden ABD’ye, oradan da İsrail’e baskı oluşturmayı hedeflediğini ifade ediyor.
Bu strateji aynı zamanda riskli bir dengeye dayanıyor. İran, küresel aktörleri sürece dahil etmeye çalışırken, bölge ülkeleriyle ilişkilerini daha da yıpratıyor. Alagöz, bu durumu “kısır döngü” olarak tanımlayarak, savaşın yoğunluğu kısa vadede sınırlansa da uzun vadede İran’ın ekonomik ve diplomatik alanını daralttığını ekliyor.
Krizin dikkat çeken başlıklarından biri, Washington’dan gelen mesajlarla piyasa tepkisi arasındaki fark. ABD Başkanı Donald Trump, savaşın kısa sürede sona erebileceğini ve sürecin kontrol altında olduğunu savunuyor. Ancak aynı dönemde petrol fiyatlarının yükselmeye devam etmesi, sahadaki gerçekliğin farklı olduğunu gösteriyor.
Trump’ın özellikle Avrupa’ya yönelik söylemi de dikkat çekiyor. NATO’da yük paylaşımı tartışmalarını yeniden gündeme getiren Trump, ABD’nin Körfez enerjisine doğrudan bağımlı olmadığını vurgulayarak “ihtiyacı olanlar düşünsün” mesajı veriyor. Bu yaklaşım, Avrupa başkentlerinde tedirginliği artırırken, Londra merkezli diplomatik girişimlerin de arka planını oluşturuyor.
İngiltere’nin öncülük etmeye çalıştığı yeni diplomasi trafiği, Hürmüz’de kesintisiz akışı sağlama hedefi taşıyor. Ancak Alagöz’e göre bu hattın etkisi sınırlı kalabilir. Avrupa’nın ABD üzerindeki etkisi zayıflarken, asıl belirleyici hattın Washington-Pekin ilişkisi olacağı değerlendiriliyor.
Çin’in Körfez enerji kaynaklarına yüksek bağımlılığı, bu krizi sadece bölgesel olmaktan çıkarıp küresel bir pazarlık başlığına dönüştürüyor. Alagöz, özellikle Trump’ın Çin ile yapacağı görüşmelerin savaşın seyrini belirleyebileceğini ifade ediyor.
İran’ın enerji akışı üzerinden kurduğu baskı kısa vadede etkili görünse de, uzun vadede sürdürülebilirliği tartışmalı. Dr. Alagöz, İran’ın Basra Körfezi üzerindeki hakimiyet iddiasının Pehlevi hanedanı dönemine kadar uzanan tarihsel bir arka planı bulunduğunu hatırlatıyor.
Bölgedeki ada krizleri, kıta sahanlığı tartışmaları ve Arap ülkeleriyle süregelen gerilimler, bugünkü politikanın köklerini oluşturuyor. Ancak bugünün farkı, bölge ülkelerinin güvenlik mimarisi. Körfez ülkeleri, ABD ile kurdukları askeri iş birlikleri sayesinde önemli ölçüde koruma altında bulunuyor.
Son saldırılarda kullanılan hava savunma sistemlerinin büyük kısmının bu iş birlikleri sayesinde etkili olduğu görülüyor. Ancak bölgede büyük bir tedirginlik olduğu da kesin. Uzmanlar, savaşın ardından Körfez ülkelerinin güvenlik mimarilerini yeniden değerlendirecekleri konusunda görüş birliği içerisinde.
Daha kritik konu ise İran’ın kendi iç dengesi. Alagöz’e göre Hürmüz’ün tamamen kapatılmasıyla çatışma daha riskli bir eşiğe taşınmış durumda. ABD’den gelen mesajlar, “ya Hürmüz açılır ya da İran ağır sonuçlarla karşılaşır” şeklinde sert bir yaklaşımı işaret ediyor.
Enerji altyapısının doğrudan hedef alınması halinde günlük hayatın ciddi şekilde aksayacağı, üretimin durma noktasına gelebileceği ve ekonomik kırılmanın hızlanacağı bir tablo gündeme gelebilir. Bu nedenle mevcut durum, İran açısından da sürdürülebilirliği tartışmalı, yüksek maliyetli bir eşik anlamına geliyor.
Çatışmanın daha da tırmanması halinde Hürmüz’deki mevcut kesintinin derinleşmesi, yalnızca bölgeyi değil, küresel ekonomiyi doğrudan sarsacak daha büyük bir kırılmaya dönüşebilir.
Hayatadair.com.tr, gündem, dünya, eğitim, ekonomi, magazin, sağlık, spor ve teknoloji alanlarında güncel ve tarafsız haberleri okuyucularıyla buluşturan kapsamlı bir haber platformudur.
Yorum Yap